Darbeli 1982 Anayasa'sı ve bağlı mevzuatlar yürürlüğe girdiğinde düzenlenen bir panelde konuşurken: "12 Eylül 1980 Darbesi'ni Yapanlar, Silah Zoruyla Emek Sömürüsü Yaptılar" demiştim. Bundan ötürü, bir gün sonra, önce Siyasi Şube'de Polise, sonra da Savcılıkta ifade vermek zorunda kaldık. Elbette ki, Siyasi Şube'den gelen bir telefon iletisiyle gittim. O darbeli günlerde, gecenin saat 04'ünde kimse kapımıza dayanıp, bizi oraya götürmedi. Bunu da özellikle belirtmiş olayım.
Savcılıkta ifade verirken öğrendim ki, meğer benim paneldeki konuşmamın bir bölümünü, paneli izleyen bir sivil polis memuru cımbızlayarak not etmiş o kadar. Ben de ifade verirken o konuşmanın açılımını yaparak kendimi savundum.
Ne var ki, yine de kendimi mahkemede buldum. Hakime, avukatım olmadan kendi kendimi savunacağım dedikten sonra başlayan duruşmada:
Panelde söylediğim "DARBECİLERİN DEVLETİN SİLAHIYLA ÖNCE BİR ANAYASA YAZIP MİLLETE SILAH ZORUYLA NASIL ONAYLATTIĞINI, SONRA DA DİĞER YASALARI ÇIKARTARAK EMEKÇİLERİ NASIL SÖMÜRDÜKLERİNİ TEK TEK MADDE MADDE İFADE ETTİM.
Gazeteci ve Basın İş'in İstanbul Başkanı olmam ve de haklı bir konuda yargılanmam nedeniyle ilgi çok büyüktü elbette.
İfademden sonra verilen kısa bir ara sona erince. Hakim sordu: "Başka bir diyeceğiniz var mıdır?"
Ben de " Beraatimi istiyorum." Dedim.
Hakimin gerekli açıklamalarından sonra, 'BERATİNE KARAR VERİLDİ.' sözü, salonda ve koridorda kopan alkışlarla noktalandı.
Dahası vardır:
Kenan Evren ve arkadaşlarının 12 Eylül 1980'de yaptığı o darbeli dönemde, İstanbul'da bulunan Sıkı Yönetim Komutanlığının 3 Mahkemesi vardı. İşte o 3 mahkemede de ayrı ayrı yargılandım. Buralarda yargılanırken de Avukat tutmadan kendi kendimi savundum.
Yargılandığım davalar: Ya panellerde ve toplu etkinliklerde söylediklerim üzerineydi ya da yayınladığımız bildiriler ve basına yaptığımız açıklamalar üzerineydi. Elbette kı yıllar süren bu davaların hepsinden beraat ettim.
Buraya kadar özetlediğim 45 yıl önce yaşananların tek nedeni vardır, o da; O günkü darbeli dönemin adaletiyle bugün milletin hayretle izlediği adaletin arasındaki farkı, siz can okurlarımla paylaşmak içindir.
O günlerde gözaltı süresi 90 güne kadar uzuyordu. Bir davada yargılanırken, gözaltı süresi 45 gündü. Bu sürenin tam 28 gününü Selimiye Kışlası zindanlarında tutuldum. (Ekim 1980)
Oradaki koğuşlar tıklım tıklım doluydu. Polisler önüne geleni tutuklayıp askerlere teslim ediyor, onlar da sıra beklesinler diye herkesi zindanlara atıyordu. Çok az bir sayıda insan, Adli Müşavirlikte serbest kalıyordu o kadar. İşte orada bulunduğumuz koğuşta başladı adalet zinciri...
Özellikle öğrencilerin çoğunlukta olduğu koğuşta herkesi tek tek dinliyor, onların suçsuz olduğuna dair dilekçeler yazarak, görevli Askerlerle bu dilekçeler Adli Müşavirliğe iletiliyordu.
Derken dilekçeleri işleme koyan Adli Müşavirlik, bunların çoğunu o gün serbest bırakıyordu. Tutuklu kaldığım 28 gün içinde, bizim koğuşla diğer koğuşlardan yüzlerce suçsuz ve masum insanın serbest kalmasına vesile olduk. Bir dilekçeyle serbest kalma işi bizden sonra da sürüp gitmişti elbette. Çünkü haber geliyordu.
Sözümüzün özüne gelince: 45 yıl önceki darbeli bir dönemde hem de Askeri Sıkı Yönetim ve Yargılama döneminde yaşayıp gördüğümüz o adaletle bugün yani 45 yıl sonra, ağzını açanı içeri atan, Anayasal hakkını kullanarak yürüyen ve toplananlara gaz sıkarak coplayıp, sonra günlerce poliste tutup, oradan da topluca hapis damlarına yollayan adaleti Vicdanlara ve vatandaşlık hukukuna havale ediyoruz. 45 yıl önce tüm insanları ve öğrencileri bir tek dilekçeyle özgür bırakan Adalet, bugün haklı olup yasal güvenceyle meydana çıkanı içeri tıkan bir adalet olmuştur. Bu gidişat ne insanlığa sığar ne de vatandaşlık hakkına sığar?
Adaletin siyasal çıkarlara kamçı yapıldığı bir ülkede, haksızlığın hangi boyutlara ulaşacağını, siz can okuyucuların yorumuna bırakıyorum.
Yönetmek ya da yok etmek; bütün mesele bunda.
2025'in Türkiye'si böyle mi yönetilecekti?
Dağlarca suçu olanlar sütten çıkma ak kaşık... Çakıl kadar bile suçu olmayan masum insanlar ise hapis damlarında...
Bir siyasal kin ve intikamın ülkeyi ve kendilerini düşürdüğü böyle bir karanlık dönemde yaşamak meğer ne zormuş!..
Yaşlılar mutsuz... Çocuklar ve gençler umutsuzdur!
DAHA NE OLSUN?